1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Cinisli: Dedemim Yaşadıkları Ne Olacak?
Cinisli: Dedemim Yaşadıkları Ne Olacak?

Cinisli: Dedemim Yaşadıkları Ne Olacak?

Cinisli: Dedemim Yaşadıkları Ne Olacak?

A+A-

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, “Talat Paşa’nın siyasi bir kararla uyguladığı soykırımla tarihçiler yüzleşemez… Babaannemin yaşadıkları arkeologların meselesi olamaz…” deyince, Erzurum Milletvekili Naci Cinisli “Madem öyle, peki Erzurum’da benim dedem Fevzi Bey’in yaşadıkları ne olacak?” diye karşılık verdi.

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, ABD Kongresi’nin alt meclisi Temsilciler Meclisi’nin Ermeni Soykırımı’nı resmi olarak tanıyan tasarıyı kabulüne ilişkin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eleştirilerinin ardından Twitter hesabından;

”Erdoğan Ermeni Soykırımı için, Bu iş tarihçilerin işidir. Bu iş arkeologların işidir. Bu işe bir siyaset gömleği giydirilmesin.” dedi. Talat Paşa’nın siyasi bir kararla uyguladığı soykırımla tarihçiler yüzleşemez… Babaannemin yaşadıkları arkeologların meselesi olamaz…” paylaşımını yaptı.

İYİ Parti Erzurum Milletvekili Naci Cinisli, Garo Paylan’a tepki göstererek, “Erzurum’da benim dedem Fevzi Bey’in yaşadıkları ne olacak?” diye sordu. Cinisli, Yeniçağ Gazetesi Yazarı Selcan Taşcı Hamşioğlu’na konuştu. İşte Hamşioğlu’nun o yazısı:

“Dedem Fevzi Bey” dediği, Erzurum Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından, Erzurum Kongresi’nin toplanmasında maddi-manevi önemli rolü olan ve Ankara’dan gelenlere yer açmak için delegeliği bırakıp kongre katipliği yapan, işgalden sonra çekilen Rusların silahlarını Erzurum kalesine bırakmaları üzerine, hükümete ‘bu silahların sıkıntı yaratacağını’ bildiren, nihayetinde de tahmin ettiği “sıkıntı” baş gösterince, mezalime karşı şehrin güney mahallelerindeki Türk direnişini teşkilatlandıran Kırbaşzade Fevzi Bey’in ta kendisi.

Bu kısacık ön bilgi bile tahmine kâfi ama “görev” bilip aradım Cinisli’yi; acaba ne yaşamıştı dedesi?

Öyle bir anekdotla cevap verdi ki, “varın gerisini siz düşünün” der gibi:

Dedemler o dönem Erzurum’un varlıklı ailelerinden. Düşünün, kendi evlerinde çalışan Ermeniler bile ayaklanıyorlar. Bir gün evi basıyorlar, “Fevzi Bey’in yerini söyleyin”. Kimse söylemiyor tabii; her yeri arıyorlar. Bulamayınca dedikleri şu: ‘- Biz sizin ekmeğinizi yedik, iyiliklerinizi gördük, Fevzi Bey’i bize verin; bahçenin bir köşesinde öldürelim, hiç olmazsa cenazesine sahip olursunuz, mezarı olur, bu da bizim size iyiliğimiz olsun…’ Bizim şehitlerimizin çocuğunun mezarı belli değildir çünkü… Böyle bir psikoloji.

Erzurum, o dönem Doğu Anadolu’nun en büyük şehirlerinden biri. İşgal, cephe savaşları derken nüfusu 150 binlerden kimi kaynaklara göre 6 bine, kimi kaynaklara göre 8 bine düşüyor. Ve bu nüfus öyle büyük bir katliama maruz kalıyor ki, sadece bizim köyümüz Cinis’de 587 şehidimiz var.

Eski Adalet Partisi ve Demokrat Parti Milletvekillerinden Rasim Cinisli, Naci Cinisli’nin amcası. “Bir Devrin Hafızası” kitabında, Kazım Karabekir’in subayı olarak bölgede görev de yapan yazar Şevket Süreyya Aydemir’in kaleminden şöyle naklediyor Cinis’in trajedisini:

Cinis’te bütün köy halkını ayakta ve köyün ağzında bekliyor gördük. Fakat bunlar, bir ölü kafilesiydi. Köyden çıkarılan, köye gireceğimiz yol üstünde süngülenirken birbirine sokulan ve yapışan kadın, erkek, çocuk bu insanlar, dayanılmaz bir soğuk altında kaskatı donmuşlar ve öylece kalmışlardı.

Cinis köyü karşısında Evreni köyünde, kadın erkek, çocuk bütün köylüler öldürülmekle kalmamıştı. Öldürülenlerin vücutları parçalanarak, kollar, bacaklar, kafalar, kasap dükkânındaki etler gibi duvarlara, çivilere, çengellere asılmıştı…

Kazım Karabekir, 3. Ordu Komutanlığı’na yolladığı raporunda, hamile kadınların karınları yarılarak kucaklarına verilen bebeklerinden bahisle “engizisyon mezalimine rahmet okutmuşlardır” diye tarif ediyor Ermenilerin işkencelerini.

Sözde soykırım iddialarına karşı Türkiye’nin yıllardır savunduğu tez aynıydı:

Tarihçiler tartışsın.

İYİ Parti’li Cinisli’ye göre “Konunun artık tarihçilere bırakılacak yanı kalmadı. Çünkü zaten tarihi olarak iddiaların gerçeği yansıtmadığı, ‘soykırım’ olmadığı kanıtlandı. Aynı şekilde, konu hukuk alanından da çıktı. Çünkü ‘soykırım’ın olmadığı, uluslararası sözleşmeler, kararlarla belgelendi, tescillendi. Bu anlamda Türkiye’nin boyun eğmesi için hiçbir neden yok. Kaldı ki, biliyorsunuz tehcir edilen Ermenilere maaş bağlanmıştır. Bir süre sonra içlerinden Türkiye’ye dönenler olmuştur. Bir kısmı, bugünkü Ermenistan’a gitmiştir. Katledecek olsa niye maaş bağlasın! Diasporanın birbirine tutunma aracına da dönüşen bu iftiralar artık tamamen psikolojik ve siyasi mücadelenin konusu haline geldi. Keza, bu ithamlarda bulunanlar siyasiler. Bunu Türkiye’nin bambaşka zaaflarından istifade etmek için bir sopa olarak kullanıyorlar.

Üniversitede bilet kazanıp ABD’ye gitmiştim. İstanbul’dan tanıştığım bir Ermeni arkadaşımla buluştum. “Türk yemeklerini özlemişsindir” diyerek beni yanında kaldığı akrabalarının evine davet etti. Ama ekledi: Türkiye konusu açılır da kötü şeyler söylerlerse sakın alınma! Türk yemekleri yiyorlardı. İbrahim Tatlıses, Sezen Aksu, Emel Sayın dinliyorlardı; bundan keyif de alıyorlardı. Türkiye’ye özlem de duyuyorlardı. Ama  bir nefretleri vardı. Bizim bu psikolojiyi, şartlanmayı çözerek ilerlememiz lazım…”

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.